Hayal meyal bir cafe burası... Taş duvarları, küçük ahşap pencereleri, kahverengi ahşap masa ve sandalyeleriyle... Pencere önünde; kırmızı, pembe ve beyaz sardunya çiçekleri ile fesleğen saksıları... Ardında orman manzarası, çam kokulu yemyeşil bir orman... Farklı lezzetler ve hayata dair herşey var mönüde... Çam ağaçlarının kokusu, içeride nefis yemek kokularıyla karışıp sohbetimize eşlik edecek Cafe Sardunya'da... Hoşgeldiniz :)
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2009

Vee...müzik ziyafeti


Önce Bülent Ortaçgil 'in sakin ,derin ve duygulu ,bazen düşündürücü ,kimi zaman esprili sıcacık şarkılarıyla başladı gece... Ardından kendilerine has tarzlarıyla ve yorumlarıyla ,şiirsel ,edalı insanı gülümseten keyifli şarkılarıyla Ezginin Günlüğü sahnedeydi...


Dün akşam Carte d'Or un sponsorluğunda gerçekleşen bu harika 2. konserde Carte d'Or un davetlisiydim. Karşıyaka Açık Hava Tiyatrosunda unutulmaz bir müzik ziyafetindeydim :)
.
Düzenlediği konserlerle Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV)’nın 0-6 yaş dönemi erken çocukluk eğitimi konusunda bilinç oluşturmayı ve kaliteli bir okul öncesi eğitiminin ülkemizdeki çocuklara ulaşmasını hedefleyen “7 Çok Geç” kampanyasına destek olan Carte d'Or a toplumsal projesi ve dondurma ziyafetinden sonra bu müzik ziyafeti için sonsuz teşekkürler...


10 Mayıs 2009

10 Mayıs Pazar 'Anneler Günü'

.

. Tüm annelerimizin anneler günü kutlu olsun...
.
.

14 Şubat 2009

14 Şubat ' SEVGİLİLER GÜNÜ '

.

SEVİ ŞİİRİ

Ben senin en çok sesini sevdim
Buğulu çoğu zaman, taze bir ekmek gibi
Önce aşka çağıran,sonra dinlendiren
Bana her zaman dost, her zaman sevgili

Ben senin en çok ellerini sevdim
Bir pınar serinliğinde, küçücük ve ak pak
Nice güzellikler gördüm yeryüzünde
En güzeli bir sabah ellerinle uyanmak

Ben senin en çok gözlerini sevdim
Kâh çocukça mavi, kâh inadına yeşil
Aydınlıklar, esenlikler, mutluluklar
Hiç biri gözlerin kadar anlamlı değil

Ben senin en çok gülüşünü sevdim
Sevindiren, içimde umut çiçekleri açtıran
Unutturur bana birden acıları, güçlükleri
Dünyam aydınlanır sen güldüğün zaman

Ben senin en çok davranışlarını sevdim
Güçsüze merhametini, zalime direnişini
Haksızlıklar, zorbalıklar karşısında
Vahşi ve mağrur bir dişi kaplan kesilişini

Ben senin en çok sevgi dolu yüreğini sevdim
Tüm çocuklara kanat geren anneliğini
Nice sevgilerin bir pula satıldığı bir dünyada
Sensin, her şeyin üstünde tutan sevdiğini

Ben senin en çok bana yansımanı sevdim
Bende yeniden var olmanı, benimle bütünleşmeni
Mertliğini, yalansızlığını, dupduruluğunu sevdim
Ben seni sevdim, ben seni sevdim, ben seni...

Ümit Yaşar OĞUZCAN


Siz nesini sevdiniz en çok..? Nasıl sevdiniz..? Bir düşünün bakalım :)

Sevgi yüreğinizden hiç eksik olmasın...


.

17 Ocak 2009

BİTKİ ÇAYLARINA DİKKAT !

.
.
Kış mevsiminin gelişiyle genelde evlerde geçen uzun kış gecelerinde ,gündüzleri ofislerde çalışma aralarında ,sıcak birşeyler tüketme ihtiyacı artış göstermekte...
Bu doğrultuda özellikle sağlığına düşkün olanlar bitki çaylarına yönelmekteler. Farklı bitkilerle hazırlanan bu içeceklerin herbirinin ,vücudumuza birçok fayda sağladığı herkes tarafından bilinmektedir.
Geçenlerde yüksek tansiyon problemi olduğunu bildiğim ve sürekli ilaç kullanan bir arkadaşımla telefonda görüşüyordum. Çay kahve içmek yerine daha sağlıklı olarak nitelendirdiği adaçayı bitkisinden hazırladığı çaydan günde 6-7 fincan tükettiğini dile getirince ,sağlıklı beslenme konusunda sürekli birşeyler okuduğumdan ,günde 2-3 fincandan fazla tüketilen adaçayının kanbasıncını ve tansiyonu yükseltici etkisinden söz ettim kendisine. Epeydir ilaç kullanmasına rağmen ,yaptığı ölçümlerde tansiyonunun yüksek çıkma sebebinin bu olabileceğini düşündük sonra… Şu an adaçayı içmeye ara verdi biraz ve durumu gözlemliyor.
.
Bu diyalog üzerine bende biraz araştırma yaparak ,araştırdıklarımı paylaşmayı düşündüm;
Genelde sürekli yararlarından söz edilen ve aslında bilinçsizce tüketilen bu şifalı çayları bir ilaç gibi düşünüp ,doz aşımında vücudumuza zararları olabilceğini göz ardı etmemeliyiz. Kontrolsüz olarak uzun süre ve yüksek miktarda tüketilen bu çaylar karaciğeri yıpratarak, enzimlerinin yükselmesine , kişinin bazı kan değerlerinde değişimlere ,hatta kronik rahatsızlığı olan veya sürekli ilaç kullanan kişilerde tedavinin olumsuz yönde etkilenmesine sebep olabiliyormuş. Yaptığım araştırma sonucu uzmanların günde maksimum 3 fincan içilmesini uygun gördüğü bitki çaylarının doz aşımında ne gibi etkileri olabileceğine bir göz atalım isterseniz ;

.
ADAÇAYI : Dozaşımında adaçayı bazı bünyelerde kan basıncını yükseltici etkiye sahip olduğu için tansiyonun yükselmesine sebep olabiliyor, rahim kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılması önerilmiyor ayrıca annelerin süt üretimini durdurabiliyor.

.
BİBERİYE :Dozaşımında biberiye çayı kan basıncını hafifçe yükseltebilir. Gebelik sürecinde kullanılması önerilmiyor.







SİNAMEKİ :Sürekli olarak 2 haftadan fazla kullanıldığında vücuttaki potasyum azalabiliyor, potasyumun azalması kalp kaslarına olumsuz etki edebiliyor.

.
.
MELİSA : Melisa, tansiyon düşürücü bir etkiye sahip olduğundan doz aşımında tasiyonu düşük seyreden kişilere tavsiye edilmiyor. Ayrıca uyku verici özelliğinden ötürü sabah saatlerinde tüketilmesi önerilmiyor.


ZENCEFİL : Doz aşımında sürekli olarak tüketildiğinde tansiyonu yükseltici etkisi olabiliyor.









REZENE:Doz aşımında karın kaslarında gerilme yapabiliyor ve özellikle regl zamanlarında kullanmak fazla kanamalara sebebiyet verebiliyor..Hamilelere önerilmiyor.









TARÇIN:Doz aşımında tansiyonu yükseltici etkisi olabiliyor.









MEYAN KÖKÜ : Doz aşımında böbrek üstü bezlerini uyararak tansiyonun yükselmesine neden olabileceğinden yüksek tansiyonu olanlara önerilmiyor.









KEKİK : Doz aşımında karaciğeri rahatsız edebiliyor ,mide salgıları arttırıcı etkisi nedeniyle ülser ve gastiriti olanlara olumsuz etki yapabiliyor. Ayrıca hamilelere ve guatr olanlara önerilmiyor.











NANE : Doz aşımında gastritli ve ülserli hastaları olumsuz etkileyebiliyor..Fazlası bulantı yapabiliyor.









MERCAN KÖŞK: Doz aşımında kan basıncını yükseltici etkisi nedeniyle, yüksek tansiyondan şikayeti olanlara ve ayrıca gebelere önerilmiyor.









SARI KANTARON : Hafif depresyon tedavisinde tavsiye edilen ve rahatlatıcı özelliği olan sarı kantaron özellikle antidepresanlarla etkileşime girebiliyor ve birarada kullanılması önerilmiyor.







PAPATYA : Doz aşımında alerjik bünyelerde cilt döküntüsü yapabiliyor.Ayrıca bazı papatya cinsleri zehirli olabildiğinden güvenilir yerlerden almak önem taşıyor.







KUŞBURNU : Bitki çaylarının en masumu... Zararına rastlayamadım.
.
.
.
Bunların dışında asıl en yaygın ve toplumumuzda en çok tüketilen çay ve kahve ile ilgili birşeyler yazmamak eksik olur...



SİYAH ÇAY : 1 bardak çay 50 mg kafein içeriyor. Uzmanlar günde 200-225 mg’dan
fazla kafein tüketimi önermiyorlar. Yani günde maksimum 2-3 fincan içmemiz önerilen çayın yararları içerdiği kafein nedeniyle bir hayli fazla...
Ama doz aşımında içilen çayın çarpıntı, göğüs anjini, sinir bozukluğu, baş ağrısı, sıkıntı, mide bulantısı, el titremesi ve uykusuzluğa neden olabileceği belirtiliyor.Şişmanlar, kalp, sinir, mide ve karaciğer hastaları, romatizması olanlar , böbreklerinde kum veya taş olanlar, yüksek tansiyondan yakınanların mümkün olduğu kadar az çay içmeleri öneriliyor. Ayrıca yemekten hemen sonra içilen çay, demir içeren besin tüketildiyse, yemekle birlikte alınan Demir mineralinin vücut tarafından kullanımını sınırlıyor. Çünkü çayda bulunan ‘tanen’, demir’le bağlanarak demir emilimini azaltıcı etki gösteriyor. Demir eksikliğinde anemi dediğimiz kansızlık hastalığı oluşabiliyor. Özellikle de eğer vejeteryansanız, demir içeren yiyeceklerle birlikte kesinlikle çay içmemeniz öneriliyor. Çayı yemekten en az 1 saat sonra tüketmemiz bu durumu ortadan kaldırıyor.
.
.
KAHVE : Uzmanlar günde 200-225 mg’dan fazla kafein tüketimi önermemekteler. Bir fincan Türk kahvesi 60 mg , bir fincan filtre kahve 150-200 mg , Espresso 100 mg kafein içermekte. Doz aşımında kahve içerdiği kafein nedeniyle , kalbi daha hızlı çarpmaya zorluyor ve tansiyonun yükselmesinde neden olabiliyor ,uykusuzluğa yol açabiliyor. Ayrıca düşük riskini arttırdığından hamilelere önerilmiyor.
.
Makul dozlarda tüketildiğinde içimizi ısıtan ,keyif veren ,sohbetimizi koyulaştıran ,sağlığımıza destek niteliğindeki sıcak içecekleri bilinçli tüketmekte fayda var... Ne demiş atalarımız ; azı karar çoğu zarar...

Herkese keyifli ve sağlıklı günler dilerim :)
.

Kaynak : Şifalı Bitkiler Ansiklopedisi - İnternet



31 Aralık 2008

Güle Güle 2008

.






Dilerim sağlıklı ,huzurlu ve bereketli bir yıl olsun 2009...
Mutlu yıllar :)


.
.
.

08 Aralık 2008

KURBAN BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN...

.
Çocukların kurban kesimi görüntülerine maruz kalmadığı ,sokakların
kan gölüne dönmediği ,sevdiklerinizle kucaklaşabileceğiniz ,tatlı
sohbetlerle ,tatlı lezzetlerle dolu ,mutlu ve bereketli bir bayram diliyorum
herkese...
Nilay
.
.

04 Mayıs 2008

Bahar ve Sardunyalarım...

.

Baharın gelişiyle güneşine kavuşup çiçek açan sardunyalarım... Kışa ,rüzgara ,soğuğa göğüs gerebilen ,sadece toprak ,su ve güneşle ,rengarenk güzel çiçekler veren sardunyar... Kendimden çok şey bulurum bazen onlarda...

04 Ocak 2008

Blogun hayatımızdaki yeri...

Sevgili arkadaşım Aybike beni bu oyuna davet etmiş... Aybike'ye teşekkürlerimi iletmek istiyorum :) Oyunun soruları ve yanıtlarım ;



1.Blog yazmaya ilk defa ne zaman başladım?
Blog yazmaya 2006 Eylül ayında başladım. Mutfağa olan ilgim nedeniyle internette tarifler arasında dolaşırken ,rastladığım yemek bloglarındaki fikir alışverişleri ,kurulan arkadaşlıklar ve yaptıklarımı paylaşma fikri bana çok keyifli geldi vee başladım...

2.Blog yazılarımın konusu belli bir çizgide olması için çaba gösteriyor muyum? Yoksa içimden geldiği gibi mi yazıyorum?
Bloğum bir yemek bloğu olduğundan yazılarım genelde mutfak deneyimlerim ve tariflerimden oluşuyor. Şahsen bir aşçı olarak ziyaret ettiğim yemek bloğu sayfalarında sadece tarif ve mutfak deneyimleriyle ilgili kısımları okuduğumdan ben de kısa ve öz bir şekilde yazıyorum...

3. Blog yazmak için gün içinde bazı şeylerden feragat ediyor muyum?
Çalıştığım için bazen uykumdan feragat etmek durumunda kalabiliyorum. Bazen de yemeğimi fotoğraflayabilmek adına sofraya herkesle bir oturmaktan ve sıcak yemek yiyebilmekten feragat edebiliyorum.Ama bunu çok keyif alarak yapıyorum...

4. Blog yazmak benim için eğlenceli bir uğraşken şimdi artan bekleyiş yüzünden zorunlu bir hal almaya başladı mı?
Mutfakta vakit geçirmek benim için bir rehabilitasyon diyebilirim. İş stresimi bu şekilde keyifle atabiliyorum. Bu doğrultuda sürekli farklı deneyimlerde bulunduğum için ,bloğuma malzeme konusunda bir sıkıntı çekmiyorum . Ancak yoğun çalıştığım için bazen yazmaya zaman bulamadığım oluyor ne yazık ki... Tarifler biriktikçe birikiyor... Az yiyip bir sekreter mi tutmalıyım bu hususta bazen diyorum :) Yemek pişirmek ve bloğum benim hobim... Ve hobime vakit ayırmak benim için ;tuhaf ama tatlı ve gönüllü bir zorunluluk...

5. Blog yazmayı daha ne kadar sürdüreceğim?
Bunu tam olarak bilemiyorum işte... Sağlığım ve imkanlarım elverdiğince demeliyim sanırım. Keyif aldığım sürece yazmaya devam etmek istiyorum. Bloğumdan edindiğim arkadaşlarım ve onlardan gelen yazılar tatlı bir alışkanlık yapıyor insanda...

Kabul ederlerse ben deeee ; kabul ederler ve de yazmaya vakit bulabilirlerse arkadaşlarım sevgili Bocuruk ve Rabia'yı oyuna davet ediyorum...


21 Aralık 2007

20 - 23 Aralık KURBAN BAYRAMI

.




Sağlıklı ,mutlu ,bereketli

barış içinde nice bayramlara...

.

.

10 Kasım 2007

Bir tutkudur Mustafa Kemal...

.
10 Kasım 2007
.


Bir Tutkudur Mustafa Kemal;

Nice sevdalara değişilmeyen...

Yitirilmiş Kasımlarda açan umuttur,

Bir baştır, vazgeçilmeyen...

Bir Türküdür Mustafa Kemal;

Suskun ağızlarda söyleşir, durur.

Çaltıburnu'nda gözetir denizi.

Köroğlu'nda bağdaş kurup oturur...

Bir İnançtır Mustafa Kemal;

Yurdun dört yönünde, bir çağdır yaşayan.

Sarmış kollarıyla, çepçevre ulusu.

Sakarya boylarından Akdeniz'e taşıyan...

Bir Anlamdır Mustafa Kemal;

Belkahve'den dürbünüyle seyrediyor İzmir'i.

Özgürlük diyor, al atının üstünde,

Kırıyor kılıcıyla, tutsak eden zinciri...
Bir Bayraktır Mustafa Kemal;

Çekilmiş kalelere, rüzgârda dalgalanan.

Bozkırın bağrında yol alan kağnılara,

Işık tutan, güç veren, yol bulan...

Y.Doğan ERGENELİ

.

Kalbimizdesin...

.

29 Ekim 2007

CUMHURİYETİMİZ 84 YAŞINDA...

.
Ey Türk gençliği!
Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr u zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asîl kanda, mevcuttur!
.
.
Mustafa Kemal ATATÜRK
20 Ekim 1927




CUMHURİYET BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN...
.
.

11 Ekim 2007


Sevdiklerinizle birarada geçirebileceğiniz ,mutlu ,bereketli ,şeker tadında bir bayram diliyorum...

Nilay

17 Eylül 2007

SEVERİM OYUNU...

Sevgili Aybike beni bloglar arasında en son oyun olan ''Severim Oyunu'' na davet etmiş... Oyun blog sahibinin sevdiği 3 şeyi yazmasından ibaret.... Arkadaşım Aybike'ye nazik daveti için teşekkür ediyorum :) Sevdiğim şeyleri 3 'e indirgemek çok zor aslında. İlk anda öyyle çok şeyy geldi ki aklıma... Oyunun kuralını bozmamak lazım tabiii ;

Severim yağmuru... Pıtır pıtır cama vuran sesini... Yağmurun ardından yıkanan ağaçların ,çimenlerin rengini ,toprağın kokusunu severim....



Severim özenle hazırlanmış kahvaltı sofrasını... Ve bu sofrada sevdiklerimle sohbet ederek uzun uzun kahvaltı keyfi yapmayı...



Severim kedileri ,köpekleri... Onlara dokunduğumda bütün elektriğimin kaybolup gitmesini... Hele bir de yavru olurlarsa ,sadece sevmem ,yerim hatta severken :)









.
Hayatta sevilecek öyle çok şey var ki... Yaşamayı seviyorum ve tüm bu güzellikleri yarattığı için Tanrı'ya şükrediyorum...
Ben de katılmak isterlerse sevgili Gülenay'ı ,Safran'ı ve Mahzun Prenses'i oyuna davet ediyorum :)

12 Nisan 2007

3x3 cevaplarım...

Tuba arkadaşımızın başlatmış olduğu 3x3 oyununda lezzetli mamalar ikram ederek beni de bu oyuna dahil eden arkadaşlarım ;sevgili Safran ,Aybike ,Nur ,Prenses ,Yelda ve Mutfak Robotuna teşekkürlerimi iletiyorum :)
Bende ;


Böğürtlen Soslu Cheesecake i sevgili arkadaşım Gülenay'a ;




Cacıklı Arap Köftesi ni sevgili arkadaşım Peçete'ye ;





Çikolatalı Etimekli Mini Pasta yı sevgili Hale'ye ithaf ediyorum.








İşte sorular ve cevaplarım :)

1.1. Daha önce yaşadığınız 3 şehir?
İzmir... İzmir...İzmir...Bu güzel şehirde doğma ve yaşama şansına sahip olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum :)

1.2. Tatil için gittiginiz, gördüğünüz ve önermek istediğiniz 3 yer?
Santorini adası, Adrasan ,Bozburun

1.3. Yaşamak istediğiniz 3 şehir?
İzmir, İstanbul ,Antalya
.
2.1. Şu andaki mesleğiniz nedir?
İşletme eğitimi aldım ve şu anda otomotiv sektöründe satış departmanında çalışıyorum

2.2. Dünyaya yeniden gelseydiniz, hangi mesleği yapmak isterdiniz?
Mimar olmak isterdim.

2.3. "Kesinlikle ben yapamazdım" dediginiz meslek nedir?
Mezarlık bekçiliği :))

3.1. Yasam felsefenizi oluşturan sözlerden biri?
"Sevgide güneş gibi ol,
dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
hataları örtmede gece gibi ol,tevazuda toprak gibi ol,
öfkede ölü gibi ol,her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün,
ya göründügün gibi ol."
Mevlana


3.2. Bir kitapdan alınma, çok sevdiğiniz bir cümle veya paragraf veya bölüm?
"Bir kez daha yazmıştım; "her seçim bir kaybediştir" diye...
Her tercih bir vazgeçiştir çünkü...
Sabah işe gitmekle, yatakta nefis bir mis­kinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat binbir seçeneği da­yar burnunuzun ucuna... "Ne giysem" telaşından, öğle yemeğinde "Ne alırdınız" diye başucunuzda biten garsona, "hangi kanal­daki filmi izlesem" kararsızlığından, "bize oy verin" diye bağrışan partilere kadar herşey, herkes, her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.
Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşamınızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muh­temel bir tanışıklığı tepersiniz. Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köf­teden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanal­daki film, o anki ruh halinize daha uygun­dur.
Ama yaşam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama şansınız yoktur.
Bu seçim oyununda vazgeçtiğimiz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır.
Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.
Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, ba­zen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kal­maz.
Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla pay­laşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.
Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz.
Herşeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.
...ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir."
CAN DÜNDAR - Seçim


3.3. Çok sevdiğiniz bir şiirin bir parçası?
İlk aklıma gelen çok sevdiğim bir şarkı sözü oldu... Şiir kitabı okumayı sevmiyorum pek... Sözler Candan Erçetin e ait ;

PARÇALANDIM
Parçalandım

Ve her bir parçamı ayrı yere bıraktım
Birini açık denizlerin en derin yerine attım
Kürek çektim, uzaklaştım, dönüp arkama bakmadım bile
Birini yüksek dağların zirvesine çıkardım
Hiç kimse kurtarmasın, kurda kuşa yem olsun diye
Birini hiç unutmadığım o küçük şehirde bıraktım
Dönemedim, kimbilir, belki dönsem de bulamazdım
Önce savruldum yok oldum
Sonra dinlendim duruldum
Ve her giden parçam yerine
Yenisini doğurdum
Daha güçlü, daha sakin
Daha mutlu, daha suskun
Daha olgun, daha kırgın
Daha yalnız, daha yorgun
Birini tanıdık bir vişne ağacının dibine ektim
Soramadım filizlendi mi, sürgün verdi mi
Birini çok sevdiğim bir dostta unuttum
istedim,
geri vermedi,
meğer benden pek haz etmezmiş
Birini büyük bir aşk uğruna ateşlere attım
Bilerek, isteyerek, ama asla pişman olmadım.
.
.
.
sevgilerimle...


08 Mart 2007

Kadınlar günümüz kutlu olsun :)


KADIN

Kimi der ki kadın
uzun kış gecelerinde yatmak içindir.
Kimi der ki kadın
yeşil bir harman yerinde
dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir.
boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran
Kimi der ki çocuk doğuran
Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal
O benim kollarım bacaklarım başım
Yavrum, annem, karım, kızkardeşim
hayat arkadaşımdır.

Nazım Hikmet
.
.
.
Fazla söze gerek yok :) Nazım' ın anlattığı gibi ,ne çok şeyiz değil mi..? Kadın olmak zor ama bir o kadar da güzel...


28 Ocak 2007

mimlenmişim :)


Sevgili arkadaşlarım Güliz ve Pınar beni mimlemiş... Küçük bir araştırmadan sonra mimlenmenin ;mimlenen kişinin bilinmeyen ,farklı yönleriyle biraz kendinden söz etmesi anlamına geldiğini öğrendim :) Mimlendik bir kere...yapacak birşey yok ,şimdi biraz benden söz ediceeem ;

Kendime ayırdığım zamanlarımda mutfak dışındaki hobilerimden söz etmek istiyorum biraz...

Resim yapıyorum ,karakalem ve yağlıboya çalışıyorum. Bu konuda özel bir eğitim almadım ,ancak kendi araştırmalarım ve genetik kabiliyetimle çok keyif alarak çalıştığımı ,ayrıca eserlerimin beğenildiğini söyleyebilirim...Öğrencilik hayatımda katılmış olduğum resim yarışmalarından almış olduğum derecelerim var :)

Ekonomi okudum...Ancak meslek hayatım otomotiv sektöründe geçti. Otomobiller uzmanlık alanım. Sektördeki gelişmeleri sürekli takip ediyorum... Ayrıca otomobil kullanmaktan da çok keyif alıyorum ve bu konuda kendime oldukça güvendiğimi söyleyebilirim.

Astrolojiyle ilgileniyorum... Bu alanda okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Son zamanlarda yıldız haritası yorumu üzerinde çalışıyorum. Oğlak burcuyum ,yükselen burcum aslan... Özelliklerini taşıyorum. Soğuk ve mesafeli görüntümün altında samimi ,sıcakkanlı ,konuşkan biriyim...Mantık hayatıma yön veren unsur. Derinlerde duygusal hatta romantik bir yönüm olduğunu söyleyebilirim. Güven duygusu benim için çok önemli...Enerjik ,tezcanlı ,neşeli ,sabırlı ve kararlıyım... Olaylar ve kişileri fazla ciddiye alarak oldukça ince düşünmem zaman zaman beni üzdüğü için biraz daha geniş mizaçlı biri olabilmeyi isterdim.


En sevdiklerim ;mevsimlerden ilkbahar ,renklerden siyah ve yeşil ,yemeklerden zeytinyağlı yaprak sarması ,çiçeklerden papatya ,takılardan küpe ,enstrümanlardan keman..........

Yemek bloğu olan biri olarak değinmek istediğim bir diğer yönümse ,kilo problemim olmaması :) Oldukça ideal sayılabilecek bir fiziğe sahibim... Hazırladığım her yiyeceği rahatlıkla yiyebiliyorum...Bunu ;sağlıklı beslenmeyi bir yaşam tarzı olarak benimsemeye borçlu olduğumu söyleyebilirim. Bilinçli beslenmenin önemine inanıyorum. Diyet yapmıyorum :)

Bendeeee...uygun görürlerse ;

http://gulenayinsofrasi.blogspot.com/
http://soframiz.com/
http://nanevelimon.blogspot.com/ bloglarından Gülenay ,Hale ve Münevver'i mimliyorum :)

15 Kasım 2006

ŞIK SOFRALAR İÇİN...

Tüm bu şık tarifleri uygulayarak hazırlanan lezzetli yiyeceklerin güzel masalarda sunulması gereği atlanmaması gereken bir konu... Çünkü hazırladığımız yiyecekleri sevdiklerimize sunarken göstereceğimiz özen ,yemeği daha keyifli bir hale getirecektir. Bu doğrultuda özenli ,estetik yönden zengin ve incelikli bir masa düzenlemesi için ,bilmemiz ve dikkat etmemiz gereken ayrıntılardan söz etmek istiyorum biraz…
Misafirlerimize yemeklerimizi sunacağımız masanın örtüsünden başlayacak olursak ; yemek masamıza beyaz yada pastel rengi ,keten ,nakışlı yada dantel örtü koyabiliriz. Çok renkli ,alacalı örtü seçimlerinden kaçınmalıyız. Masaya koyduğumuz örtünün ,masanın yanlarından 30.cm.'den fazla sarkmamasına ,oturan kişilerin ayaklarına dolanacak şekilde abartılı bir uzunlukta olmamasına dikkat etmemiz gerekir. Masamızda uyum dikkat etmemiz gereken en önemli husus aslında. Örtüden yemek takımlarına, bardaklardan diğer gereçlere her şey "uyum" içinde olmalı. Peçeteler unutulmamalı. Dilerseniz yemek takımlarına uygun halka peçeteliklerden kullanabilir ,dilerseniz özenle sade bir şekilde katlayarak peçeteyi servis tabağının soluna yerleştirebilirsiniz.
Soframıza koyacağımız tabaklara gelince ;sunacağımız yemekler doğrultusunda tabak kullanmalıyız. En alta düz servis tabağı ,üzerine sulu yemek var ise çukur yemek tabağı ,çorba var ise çorba kasesi koymalıyız. Salata var ise salata tabağı servis tabağının sol ilerisinde durmalı. Ekmek tabağı ortaya ,meyve tabağı yine masanın ortasına konmalı. Bazı yemeklerin yenmeyen kılçık yada kemik kısımları için servis tabağının sol ön kısmına bir kemik tabağı konmalıdır. Tuz ve biberlik iki servis tabağı arasında masanın orta kısmına doğru ,yağ ve sirke sofranın ortasına yakın ,hardal ve diğer soslar da ,kullanılabilecekleri yemek var ise o yemek ile beraber sofraya getirilerek yağ ve sirkeye yakın yere konmalı. Masamızı süslemek amacıyla kullanacağımız çiçek tanzimleri masa örtüsü ve yemek takımlarıyla uyum içerisinde olmalı ,masanın ortasında kullanılmalı ve basık şekilli çiçekler tercih edilmelidir.
Sıra bardaklarda…Su bardağı tabağının sol ön kısmında ,şarap bardağı su bardağının sağında ,rakı bardağı su bardağının yanında yer almalı. Tabii rakı bardağı konulacaksa su bardağı rakı bardağıyla aynı ,şarap içilecekse su bardağı olarak kadeh tercih edilmeli.
Yemek çatalı tabağın solunda ,yemek bıçağı tabağın sağında ve kesici tarafı tabağa dönük olarak ,yemek kaşığı ise hemen bıçağın sağında yer almalı. Sağ yanda bıçak sol yanda çatal servis tabağına 1.er cm. yakınlıkta olmalı ve tüm bıçak ve çatallar kullanım sırasına göre dıştan içe doğru konmalı. Yani ilk kullanılacak olan en dışta olmalı. Meyve yada pasta çatalı tabağın önünde sağı sola doğru ,meyve yada pasta bıçağı çatalın yanında sapı sağa doğru keskin tarafı tabağa dönük olarak konulmalı.
İçme suyu ,sürahiyle ,maden suları ise kendi şişeleri ile sofraya getirilmeli ,kırmızı yada beyaz şaraplar ufak sürahiler içinde ,herkesin sıkılmadan kullanabileceği sayıda sofraya konmalı. Özel ve pahalı şaraplar şişelerinde saklanmalı ancak sofrada bulundurulmamalı.
Ayrıca davetlilerin rahatça yemek yiyebilmeleri açısından ,her bir kişi için 60 cm yer olmalıdır.
Unutmamamız gereken ,ayrıntıların bütünü oluşturduğu ve şıklığın ayrıntılarda gizli olduğu aslında…
Soframıza ,sevdiklerimize ve misafirlerimize gösterdiğimiz özen hayatımıza gösterdiğimiz özendir…


Lezzetli ,bereketli ,şık ve keyifli sofralar diliyorum :)

03 Kasım 2006

BAL TADINDA DERLEME
Bal arılarının çiçek nektarlarını yada bitkilerin veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını toplayarak ,bu salgıları kendine özgü maddelerle karıştırıp değişikliğe uğrattıktan sonra ,peteklerine depoladıkları tatlı ,mis kokulu ,altından güzel renkli madde bal... Neredeyse insanlığın varoluşundan bu yana vazgeçemediği bu lezzetin tarihçesi insanların mağara hayatı yaşadığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmekte.

Yunan Mitolojisinde arılar ,ilham perilerinin kuşları ve Tanrıların habercisi olarak görülürmüş. Hatta baş tanrı Zeus'un sıfatlarından bir "Arılar Kralı" imiş. Bal ise bilgeliğin ve yaratıcılığın kaynağı olarak görülüyormuş. Pek çok güzellik ve sağlık reçetesinin vazgeçilmeziymiş. Hipokrat'ın yüksek ateş, yaralanma, ödem ve iltihaplanmalara karşı reçetelerinde en başta bal yer alıyormuş.

Eski Mısır da ise arı sembolü firavunları temsil ediyormuş ve bal Güneş Tanrısı Ra'nın "dünyadaki göz yaşları" olarak görülüyormuş. Bal bu kadar çok sevildiğinden, memurlar sürekli ,Suriye ve Yunanistan’dan bal getirtmek zorunda kalıyorlarmış. II. Ramses dönemindeki memurların maaşlarının bir kısmı bal ile ödeniyormuş ve bal çok değerli bir para birimiymiş. 1 kavanoz bala çok rahat bir eşek veya inek alınabiliniyormuş.

Kur’an-ı Kerim’de de iki ayette baldan söz ediliyor. Ve ‘şifa’ kelimesi Kur’an’da besin maddeleri içinde sadece bal için kullanılıyor.

Arılar 40-50 milyon yıl öncesinden beri yeryüzünde kendi varlıklarını bağımsız bir şekilde sürdürüyorlar. İşte 40.000 yıl önce insanlar onların hazırladıkları mucizevi besin kaynağı balı keşfedince ,M.Ö. 7000 dolaylarında ticari anlamda bal toplayıcılığı da başlamış. İnsanların ağaç kovukları içinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar balı alarak kalanını da arılara bırakmaları ile gerçek arıcılık oluşmuş. Sonrasında insanların yerleşik hayat düzenine geçmeleri sonucu ,kovan yapımı ile binbir tehlikeye girip de topladıkları bal ,çiftliklerde üretilir olmuş.

Tabiat ananın en çalışkan varlığı olan bal arısının ,150 gram balı elde etmek için ,20.000.000 defa uçup 1 kg nektar veya salgı toplaması gerekiyor.Sanıyorum bunca emek taşıdığı için böylesine lezzetli ve değerli bal. Arıların bal yapmak üzere çiçeklerden topladıkları şekerli sıvıya nektar deniyor. Arı ,bir çiçekte nektar olup olmadığını diliyle belirliyor. Ayrıca nektarın kokusunu da algılayarak nektar olup olmadığını anlıyor. Nektarı bulduğu anda hızla kursağına (bal midesi) çekiyor ve kursağını dolduruncaya kadar çiçekleri dolaşıyor ve bunu kovanına taşıyor.

Elde edildiği kaynağa göre bal ;çiçek ve salgı balı olarak sınıflandırılıyor. Çiçek balı; genellikle bitkilerin çiçeklerinde ,bazen de ;kiraz, bakla, pamuk, ve şeftali gibi bitkilerin yaprak sapı ve gövdelerinde bulunan nektar bezlerince salgılanan nektarın arılar tarafından toplanması ile oluşturuluyor.
Salgı balı ise çam, meşe, kayın ve ladin gibi orman ağaçları üzerinde yaşayan böceklerin salgıladığı tatlı salgıların ,arılar tarafından toplanması ile oluşturuluyor. Ülkemiz için en önemli salgı balı çam balı.
Zamanla birçok toplumda şeker ihtiyacı dışında sağlık , güzelik ve zenginlik kaynağı olarak görülen balda ;B1, B2, B3, B5, B6 ve C vitaminleri ile kalsiyum ve fosfor mineralleri mevcut. Bunlardan başka bal ;potasyum, kükürt, sodyum klorür ve mağnezyum da içeriyor. Ayrıca bakır, iyot, demir, manganez ve çinko da yeter miktarda balda mevcut.
Bu değerli gıdanın sağlığımıza faydaları saymakla bitmiyor. Bal ;halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık ve erken bunamaya karşı vücuda direnç sağlıyor. Ayrıca yaraları hızlıca tedavi ediyor ,direkt kana karıştığı için çok hızlı enerji veriyor ,balgam gideriyor ,damarları açıyor ,kan dolaşımını düzenliyor kansızlığın giderilmesine ,böbrek, karaciğer ve sindirim sistemine iyi geliyor ,idrar söktürüyor. Kabızlık için sıcak bal şerbeti, ishal içinde soğuk bal şerbeti iyi geliyor.

İçeriğindeki birçok vitamin mineral, antioksidan ve aminoasitlerle değerli bir besin maddesi olmasının yanında bal doğal bakım ürünü yapımındada kullanılmakta. İşte birkaç ballı doğal bakım önerisi :
Tonik : 2 salatalığı yada elmayı ezip suyunu çıkarıyoruz ve 2 yemek kaşığı bal ile karıştırıyoruz. Sabah ve akşam pamuk yardımıyla cildimize sürüyoruz. 4-5 dk. kurumasını bekleyip su ile yıkıyoruz. Bu karışımı yüz ve boyun bölgemizi temizleme ,sıkılaştırma ve canlandırmada kullanıyoruz.Toniğimizin dayanma süresi yaklaşık 1 hafta…
Bal maskesi : 1 yemek kaşığı balı ,1 tatlı kaşığı zeytinyağı ve 1tatlı kaşığı limon suyu ile karıştırıp yüz ve boynumuza sürüyoruz. 20 dk bekletip süt ile silip yıkıyoruz. Bu maske cildi besleme ve canlandırma özelliğine sahip…

Tüm bu faydalarından yaralanabilmek için balımızın katkısız ve doğal olması gerekiyor tabiiii…Günümüz koşullarında balı satın alırken de dikkatli olmamız önemli bir konu. İçine karıştırılabilecek katkı maddelerine karşı ,balı güvendiğimiz yerden satın almamız gerekiyor. Satın aldığımız balı evimizde muhafaza ederken ise ,kavanozu oda sıcaklığında ,kapalı bir kapta ve kuru ortamda muhafaza etmeliyiz. Çünkü saklama koşullarına dikkat edilmezse balımız şekerleniyor ve besin değeri kayboluyor.

Doğanın bize armağanı bu mucize gıdayı soframızdan ,mutfağımızdan eksik etmeyelim...

Bu arada...Ağzınızdan bal damlasın ,bal tadında sohbetleriniz ,baldan tatlı yemekleriniz ,bereketli sofralarınız olsun :)